İstanbul Sahipsiz Değil

İstanbul’un siluetini değiştirmek bir Avrupa Birliği projesi mi?

Sample image

Prof. Dr. Burhanettin Can

Osmanlı, Yeditepe üzerinde kurulu olan İstanbul’un en görkemli ve görünüşlü bölgelerinde yaptığı eserlerle şehre yeni bir kimlik kazandırmıştır. Bizans’tan alınan şehir artık bir İslam şehri, beldesi, bölgesi olmuştur ve İslam Kültür medeniyetinin önemli temsilcilerinden, sembollerinden biridir. İstanbul’un bu temsil özelliği İstanbul’un sembolüne de yansımıştır. İstanbul ana hatları ile Camı ve minarelerin silueti ile temsil edilmektedir.


1970’lı yıllarda Taksim ve çevresinde başlayıp sonraları Mecidiyeköy, Maslak, Dört Levent’e geçen, son yıllarda da İstanbul’un her tarafına yayılan gökdelenler, neyin habercisidirler? Zeytinburnu’nunda ki iki gökdelenin Sultanahmet Camisini gölgelemesiyle ortaya çıkan siluet sorunu, Bir AB projesi mi yoksa Medyenleşmenin(Hz. Şuayb’ın Kavmi) ortaya çıkardığı bir sonuçmudur?

Değer Sistemleri ya da Kültür Medeniyetlerin Semboller üzerinden Mücadelesi
Farklı değer sistemlerinin oluşturduğu Kültür ve medeniyetler esas aldıkları Amentülerinin gereği olarak hayatı şekillendirirler. Bireye, aileye, topluma çevreye, sanat ve teknolojiye ayrı bir renk ve görüntü verirler. Farklılıklarını ortaya koyarlar. Görüntü, şekil bu farklılığın dışa yansımasıdır. Bir anlamıyla kendi farkındalığının, dışa vurmasıdır görüntü. Görüntü bir yere ait olmayı ifade eder. Toplumlar, kendi kimliklerini temsil edecek şekilde bazı giysileri, yapıları, mimariyi sembolleştirmişlerdir. Camiler, minareler, medreseler, kervansaraylar, bahçeli evler ve onların mimarisi ve başörtüsü İslam kültür medeniyetini temsil ederler. Bunların var olduğu bir coğrafya, orada Müslüman’ın yaşadığının, farklı bir ruhun, farklı bir dünyanın var olduğunun, işareti olarak kabul edilir. Benzer şekilde Kiliseler, Havralar, Sinagoglar ve onların sahip olduğu mimarı de Hıristiyan ve Yahudi medeniyetinin birer sembolleridir. Kibrit kutusu gibi yükselen gökdelenler ise Seküler dünyanın, rantiyeci zihniyetin, ruhsuzluğunun, vicdansızlığının, aç gözlülüğünün, tamahkarlığının, her şeyi metalaştıramasının ve fıtratı ifsad etmesinin bir sembolüdür.
Farklı kültür ve medeniyetler, farklı sınıf ve zümreler, farklı kabileler/aşiretler, tarih içinde birbirinden ayrı özelliklerdeki yaşam tarzları, giysileri, mimarileri, şehir yerleşim ve görüntüleri ile birbirleri ile mücadele etmiş, rekabet etmiş ve birbirlerine muhalefet etmişlerdir. Bu açıdan toplumlar, başka toplumun kimliğini temsil eden giysilerin giyilmesine, mimarilerinin, şehirciliklerinin taklit edilmesine bir kimlik sorunu olarak karşı çıkmış; başka toplumlara, kültür ve medeniyetlere benzememek kavgası vermişlerdir.
Hz. Peygamber bu konudaki temel bakış açısını, teşebbüh (bir başka kavme, onun temel ayırıcı alametini benimseyecek şekilde benzemek) hadisi ile ifade etmektedir:
“Ruhban elbisesi giymekten sakının. Zira kim Ruhban elbisesi giyer veya kendini onlara benzetirse, benden değildir.”(1)
Nitekim Hz. Ömer, Azerbeycan’daki ordu komutanı Ukbe bin Ferkud’u, yazdığı mektupta, şöyle uyarmaktadır:
“Lükse, sefahata dalmaktan, müşrik elbisesi giymekten ve ipek kullanmaktan sakın!..”(1)
Aliyyu’l-Karî, teşebbühü (benzemek), bir toplumun sembolü olanları taklit etme, benimseme olarak değerlendirmiştir.
İnançları, örf ve adetleri gereği birbirlerine giyim, mimarı, yaşam tarzı, şehircilik konusunda muhalefet eden toplumlar ve onların yönetici kadroları, seri mağlubiyet ve başarısızlık durumlarında bu olgunun tersi bir davranış gösterebilirler. Mağlupların galipleri taklidi diyebileceğimiz bu davranış, psikolojik ezikliğin, aşağılık kompleksinin bir sonucudur. İbni Haldun’a göre bu psikolojik eziklik şekli bir taklitle dışarı vurmaktadır:
“Nefs ve kalb, daima kavimlerine galebe çalmış ve kendi kavmine boyun eğdirmiş olanların olgunluk ve üstünlüklerine inanır. Yenilen kimse buna inandıktan sonra, bütün iş ve hareketlerinde kendisini yeneni örnek edinir ve ona benzemeye çalışır. Yahut kendisine üstün gelen kimsenin galebesinin, adet, mezhep ve mesleğinden ileri geldiği vehmine kapılır, bunu galebenin sebepleri ile karıştırır. İşte bu yanılgılardan dolayı yenilgiye uğrayan kimse giyim ve kuşam, hayvana binmek, silahlanmak ve bütün diğer hal ve işlerinde kendisini yeneni örnek edinir. Oğulların babalarını örnek edinmek istemeleri, onların olgunluk ve üstünlüklerine inanmış olmalarından ileri gelir. Aynı şekilde komşu kavimlerden biri ötekine üstün ise, mağlup olan, büyük ölçüde kendisine üstün olan komşu kavme benzemeye ve onu kendisine örnek almaya çalışır. O kavmin hali ve adeti bu yolla onlara sirayet eder.”(2)
Osmanlı İmparatorluğunda ard arda gelen mağlubiyetlerin, başta padişahlar olmak üzere devletin ileri gelenleri ve aydınları üzerinde son derece olumsuz etkileri olmuştur. İbni Haldun’un ifade ettiği eziklik ve taklit etme duygusu tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. Osmanlı Tarihinde III. Selim, II. Mahmut ve Abdulmecid zamanında İbn-i Haldun’un ifade ettiği, dikkat çektiği icraatlar yapılmıştır. Topkapı sarayında Padişahların elbiselerinde meydana gelen değişimlere bakarak bunu rahatlıkla görebiliriz. III. Selim’e, yakınlarından birinin; “Padişahım, şapka giyip, Frenk olduk deyip, sokağa yürümekten gayrı çare yoktur” demesi böyle bir psikolojinin sonucudur(3). Almanya’ya bir heyetle ziyarete giden Seyit Bey’in; “Olmayacak bu iş. Bizim karının başına şapkayı giydirip sokağa çıkarmalı. Başka çare yok!” tarzındaki çözüm arayışları, mağlubiyetlerin Osmanlı aydınlarının zihni üzerinde yaptığı tahribatın şekil olarak dışa yansımasının bir ölçüsüdür.(4)
Bu arayışlarda unutulan nokta, Kültür ve medeniyetler arası mücadelede, görüntünün özel bir anlamı olduğudur. Toplumlar veya sosyal gruplar birbirlerine mimarileri, şehircilikleri,  giysileri ve yaşam tarzları ile muhalefet etmektedir. İki toplumsal yapı arasında mücadele varsa, çatışma varsa, bunun görüntüsü giyime, kuşama, mimariye, şehirciliğe, yaşam tarzına bir şekilde yansır ve bunlar mücadelenin sembolü haline gelir. ABD’de 11 Eylül sonrasında Başkan Bush’un yaptığı ilk açıklama, Müslümanları kast ederek, “Bunlar bizim yaşam tarzımıza karşılar.” demesi mücadelenin bu boyutuna dikkat çekmek içindi.

Taksime Camı Yaparak İstanbul’un Fethini Tamamlamak İsteyen Bir Belediye Başkanından, Gökdelenler Yaparak İstanbul’u Sekülarizme İşgal Ettiren Bir Belediye Başkanına

İstanbul’un fethiyle birlikte Ayasofya gibi Hıristiyanlığın önemli sembolleri camiye çevrilmiş, İstanbul görüntü olarak, mimarı olarak İslam Kültür Medeniyetine dahil edilmiştir.  Evler, Sokaklar, caddeler İslam aile hayatının öngördüğü mahremiyet ve geniş aile yapısı esas alınarak tanzim edilmiştir. Yerleşim bölgeleri Müslüman bir aile yapısına uygun bir şekilde planlanmış ve düzenlenmiştir.
Cumhuriyet döneminde ki Batılılaşma hareketinin bir sonucu olarak Osmanlıdan kalan tarihi mekanların bir kısmı tahrip edilmiş, bir kısmi yıkılmaya terk edilmiş ve bir kısmının da görüntüsü farklı çevre düzenlemesiyle gölgelenmiştir. ANAP iktidarında Dolmabahçe sarayı, Swiss Otelle, Yıldız Camisi, Konrad Otelle, Taşkışla ve Dolmabahçe camisi, Sheraton ve Gök kafesle gölgelenmiş çevreye verdikleri kimlik karartılmıştır.
Nurettin Sözen’in Büyük Şehir Belediye başkanlığı zamanında Gümüş Suyunda ki Park Ötelin kaçak olan katları yıktırılmıştır. Tayyip Erdoğan’ın Belediye başkanlığı zamanında Dolmabahçe stadyumunun yanında yükselen Gök kafesin kaçak olan katları yıkılamamış, Merkezi hükümet tarafından ilçelerin hudutları değiştirilerek binaya ruhsat verilmiştir.
Taksim ve çevresinde Camilerin azlığı ve küçüklüğü göz önüne alınarak zamanın Büyükşehir belediye başkanı Tayyip Erdoğan, Taksime Büyük bir cami yapmayı çok önemli bir proje olarak ele almıştı. Üzerinde çok gürültünün koparıldığı bu projeyi, Rahmetli Erbakan ‘İstanbul’un fethinin tamamlanması’ olarak nitelendirmişti. Taksim’deki Kilisenin tam karşısına yerleştirilecek büyük bir Camı, Taksim ve çevresine İslam Kültür Medeniyetinin mührünü basmak anlamına geleceği için İstanbul’un yarım kalmış fethinin tamamlanması olarak dile getirilmiş oluyordu. Böylelikle Taksim ve çevresinde Kilise ve Camı sembolleri üzerinden yürütülen bir mücadele dengelenmiş olacaktı. Medya ve siyaset üzerinden yürütülen bir kampanya ve 28 Şubat Post modern darbesi bu projenin hayata geçirilmesini engellemiştir.
Apartmanlarda geniş aile yapısına, komşuluğa yer yoktur ve insanlar bireyselleşmektedir. Bu gerçek ortada iken Gökdelenler inşa etmenin anlamı nedir?  O gökdelenler gelecek nesillerin temiz havayı solumasına engel olacaktır. Gelecek nesillerin hakları gasp edilmektedir. Fay hattı üzerine bu kadar yüksek binalar yapmak ve yapılmasına göz yummak nasıl bir zihinsel tutulmadır. Her boş alana bir gökdelen inşa etmek, nesillere nefes alacakları boş bir alan bırakmamak dünyevileşme değilse nedir?
Sonuç
Son yıllarda büyük şehirlerimiz özellikle camı ve minarelerle temsil edilen İstanbul şehri, Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş zamanında,   ruhsuz, şekilsiz gökdelenlerle kirletilerek İslam Kültür medeniyetine ait olmaktan çıkarılmaktadır. Şişli Camisi Gökdelenlerin kuşatması ve karartması altındadır. İstanbul’da çevreden merkeze doğru ilerleyen bir kuşatma hareketi, söz konusudur.
Yoksa bu, bir Kültür medeniyetin görüntüsünü yok etme, Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde tüm şehirlerimizin görüntülerini Batı Kültür medeniyetinin ön gördüğü bir görünüme uydurma operasyonumudur?
Eğer böyle bir durum varsa bir gün İstanbul’da Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet, Eyüp Sultan, Yavuz Selim, Yeni Cami, Laleli, Beyazıt Camilerinin yanı başında gökdelenlerin yükseldiğini göreceğiz.
Bu gün susanlar, yarın hiç ama hiç konuşamayacaklardır.
Vakit Varken!
Herkes sesini yükseltsin.
Tüm Gökdelenler durdurulsun ve
Taksime Cami yapılsın.


Kaynaklar
1- Çakan, İ. Sünnette Giyim-Kuşam ve Örtünme, İslam’da Kılık-Kıyafet ve Örtünme, ISAV, İstanbul, 1987 s.:43-63.
2- Haldun. İ,  Mukaddime, MEB. Ankara, c-I, s. 374
3- Atay, F.R., Çankaya, Ankara, s. 430-431.
4- Yalçın, H.C., Tanıdıklarım-Seyit Bey, Yedigün, No: 183, 9 Eylül 1936 (Aktaran Cündioğlu, D. Başörtüsü Risalesi, Tıbyan Yay.,  s. 28).

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.