İstanbul Sahipsiz Değil

İstanbul’un Silueti

Sample image

Ümit AKTAŞ / Milat / 31 Ekim 2011, Pazartesi

Tarihi yarımadanın siluetini bozan gökdelenlerin, minarelerle yükseklik/yücelik yarışına girmiş görüntüsü karşısındaki hassasiyet, belki birçoğuna anlamsız bir fantezi gibi gelebilir. Minarelerin arasından yükselen gökdelenler, belki bazıları için İstanbul semalarını süsleyen birer zafer anıtı olarak da görülebilir. Ve hatta bunlar kim daha yükseğe çıkıyor anlamında bir rekor abidesi olarak da düşünülebilir. Hele hele Mekke semalarını kirleten o otel-gökdelenleri sinesine çekmiş bir ümmetin mensupları olarak tüm bunlar üzerinde konuşmanın bir anlamı kaldı mı da denilebilir. Allah Resulünün buraları harem bölge ilan etmesinin altındaki derin anlamları ve kutsal mekânlar kadar çevreyi de koruma mantığını kavrayamayanlar açısından ise bu, modası geçmiş bir ilerleme karşıtlığı falan olarak da algılanabilir. Hatta birileri çıkıp, ne yapsaydık, gecekondularda mı yaşasaydık da diyebilir.

Aslında o gecekonduların etrafında oluşan kültürel doğallığın, “rezidans”ların yalıtılmış dünyasından daha insani olduğunu söylemeye ise dilim varmıyor. Kim bilir, belki de senin de paran olsaydı böyle konuşmazdın gibi bir sınıfsal bakış açısıyla da karşılaşabilirdim; şimdilerde Müslüman’ların (muhafazakâr ya da “dindar” desek daha doğru olacak artık) bile diline sirayet eden. Gerçi daha henüz hacca gitmemiş, o gökdelenlerin altında tüm otantikliği ve ruhaniyeti gölgelenen Kâbe’nin çevresinde nasıl tavaf edeceğini düşünen biri açısından bu daha da can yakıcı bir sorudur. Oysa aynı ben, Fransız Devrimi ve izleğindeki Türk usulü ulusalcılığın başımıza bela ettiği zorunlu askerliğe karşı olduğum halde, hiç de sesimi çıkarmadan gidip o kutsal (!) askerlik görevini ifa etmiş birisiyim. Dolayısıyla hayatımızı bu denli ikiyüzlüleştiren bir modern dünya sistemi içerisinde gelip de bunları tartışmaya açmanın ne kadar anlamının kaldığı da ayrı bir sorundur.

Onca modernistliğine karşı Le Corbusier’in bile İstanbul’un eski haliyle bırakılması tavsiyesine karşı (başka türlüsü nasıl olur da düşünülebilir ki), İstanbul neredeyse ortak bir mutabakatla hızla tahrip edilmekte. Tarihsel doku, günümüzün ultra modernliği karşısında sanki hiçbir değer ve önem ifade etmiyormuş gibi, birkaç “çanak çömlek” için Marmaray projesinin geciktirilmesine hayıflanılmakta. Yedi tepenin siluetinin bozulması ise hem de bir mimar olan Kadir Topbaş tarafından bile önemsenmemekte. Aynı tutum Hasankeyf’te de sürdürülmekte ve birkaç kilovat elektrik için binyıllar içerisinde oluşturulan bir tarihsel miras, sanki hiç bir önemi ve değeri yokmuş gibi baraj sularının altına gömülmekte. Corbusier, İstanbul’un şimdiki halini görse ne derdi acaba? Oysa Başbakan Erdoğan, kendi misyonundan birinin inşa ettirdiği “Sapphire Tower”ın seyir terasından Ataşehir’in beton yığınlarıyla kaplı manzarasına bakarken, âşık olduğunu söylediği şehrin insanının en büyük ihtiyacı olan yeşil alanlar katledilerek inşa edilen bu beton yığınlarının ne kadar da güzel olduğunu söylemekteydi.

Her mahallede bir milyoner yaratma derdinde olan Atatürk, Menderes ve Demirel’e karşı ise onun derdi her mahallede bir gökdelen ve AVM inşa ettirebilmek. Oysa dünyanın ilk “gökdelen”i olan Babil Kulesi, insanların dillerinin karışarak birbirlerini anlamamaya başladıkları bir başlangıca işaret eden bir metafordur. Tıpkı günümüz

gökdelenlerinde de olduğu gibi kimsenin kimseyi tanımadığı, kapısını çal-a-madığı, bir yudum su olsun isteyemediği, derdini dinleyecek, yani dilinden anlayan bir komşusunun olmadığı, müstağni ama yalnız bireylerin yaşadığı bir “yerden yükselme” (yücelme değil) tutkusunun işaretleri. Peki, ayetler ve hadislerde, hem de o hadis ve ayetlere inandığını söyleyen kişilerce yapılan bu devasa kulelere yönelik eleştirileri nereye koyacağız?

Ama benim asıl demek istediğim bu da değil. Şayet diyorum İstanbul’un siluetini kirleten bu gökdelenlerin yapılmasına Ak Parti yerine bir başka parti müsaade etseydi ya da Mekke’ye o gökdelenleri yabancı bir güç inşa etseydi, tepkimiz ne olurdu? İşte benim asıl merak ettiğim de bu!

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.