İstanbul Sahipsiz Değil

Siluet ve derinlik...

Sample image

Cihan AKTAŞ / Taraf / 26 Ekim 2011, Çarşamba

İstanbul siluetini yitiriyor, Belkıs İbrahimhakkıoğlu’nun kaygısı hiç yersiz değil. Sermayenin kapsama hırsının sınırı yok, minareleri bastırmaya çalışıyor kat sayısıyla. Turgut Özal İstanbul’u Lübnanlaştırmak istediği için eleştirilirdi. Şimdi ise İstanbul kesme yapıştırma resimlerle Manhattan’a öykünüyor sanırsınız.

Geçtiğimiz günlerde Le Corbusier’in Türkiye’ye gelişinin 100. Yılı dolayısıyla kutlamalar gerçekleştirildi çeşitli kurumlarca. Tuhaf olan, sadece bu yıldönümü üzerinden radikal modernist Le Corbusier’in her kesimden yazarlarca göklere çıkartılmasıydı. Sanki Cezayir’de yerli şehirle Avrupalıların ikâmet edeceği kesimleri birbirinden yalıtmaya dönük

Görünüşlere totaliter yaklaşımı, yerleşik olanın imkânları karşısındaki umursamazlığı ve betonarmenin imkânlarına imanıyla Le Corbusier, “despot plan”ı savundu, uyguladı. Bugün şehircilik alanındaki hataları uygulama bölgelerinde yoğun olarak tartışılır ve toplu yıkımları gündeme getirirken Türkiye‘de kimi yazarların İstanbul’un yeniden imarının sorumluluğu ona verilmedi diye eseflenmesi şaşırtıcı değil. Büyük depremlerden ders alamayan bir gelişme mantığı tarafından efsunlanmış gibi, başka türlü nasıl olabilir sorusunun zor cevabı yüzünden dayanıksız binalara, siluetleri işgal eden gökdelenlere seyirci kalıyoruz.

III- Siteler açılıyor, Şule Yüksel Şenler’in 1970’lerin başında tasvir ettiği “Huzur Sokağı” kaybolmaya devam ediyor. Mustafa Özel bu gidişata teslimiyete dair düşüncelerini tedirginlikle açıkladı bir söyleşisinde. Bu artık böyle olacak, artık sitelere çekileceğiz, istemesek de... Çözümlemelerini her zaman önemli bulduğum Özel’in vahşi yapılaşma gidişatı karşısındaki yaklaşımları kısmen pesimist göründü bana.

Sitelere çekilmek için herkesin bir gerekçesi var. Gecekondulaşmanın da sebepleri vardı.

İstanbul siluetini yitiriyor, çünkü eteklerinde kentsel dönüşümün buldozerlerinin sürdürdüğü altüst etme faaliyeti siluete hormonlu gökdelenlerle yansıyor.

Kentsel dönüşümden önce yeminli teknik bürolarda gecekonduları yasallaştıran bir mimarlık onay faaliyeti gerçekleşmişti 1980’lerde. Öyle ya, başka ne yapılabilirdi? İstanbul bütün Anadolu için iyi değil kötü ilhamlar kaynağı sanki. Van Gölü kıyısında sular yükseldiği için afet bölgesi ilan edilen mahallelere daha sonra kamu binaları yapılması nasıl izah edilebilir?

Neyse ki mekânı Van olan, Kadın Öykülerinde Doğu başlıklı kitapta yer alan “Bu sonbahar her şey farklı olacak” başlıklı hikâyemin hakikatli kahramanı Alper’le annesi Farahdiba Hanım’dan iyi haberler alabildim.

Ve ne yazık ki deprem acılarından ders almak yerine bu acıları bastırarak ayakta kalmayı çözüm sayıyoruz. Kemalist modernistlerimiz gibi, “Diriliş” ikliminden nasiplenmiş muhafazakârlarımız da Le Corbusierci/ Faustçu inşanın ihtişamlı çokluğuna bağlıyor medeniyet başarısını.

Keşke bütün inşa faaliyetlerini enkaz altında kalan ve kurtarılmayı bekleyen çocukları hesaba katarak sürdürebilsek...

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.