İstanbul Sahipsiz Değil

Süheyl Bey

Sample image

Beşir AYVAZOĞLU / Zaman / 13 Ekim 2011, Perşembe

A. Süheyl Ünver, Süleymaniye Kütüphanesi'ne bağışlanan defterlerinden birinde anlattığına göre, 1962 yılının başlarında bir gün Beyazıt'ta dolmuştan iner, İstanbul Üniversitesi Merkez Binası'na doğru yürürken karşıdan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın geldiğini görür.

Her zamanki dalgın ve derbeder haliyle yanından hızla geçen ve muhtemelen dersine yetişmek için acele eden Tanpınar, Süheyl Bey'i son anda fark etmiş olmalı ki sekiz-on adım attıktan birden döner, "Süheyl," der, "İstanbul sana emanet!"

24 Ocak 1962'de hayata veda eden Tanpınar'ın o sıralarda son günlerini yaşadığını hissettiği anlaşılıyor. Asıl dikkat çekici olansa, İstanbul'u Süheyl Ünver'e emanet etmesidir. Tek Parti'nin ihmal, Demokrat Parti'nin de sözümona imar ederek mahvettiği İstanbul'da hiç olmazsa elde kalanları kurtarmak için kalemine, fırçasına, fotoğraf makinesine sarılan birkaç aydından biridir Süheyl Ünver.

Tanzimat'tan sonra, yöneticilerin ve aydınların İstanbul'u Avrupa şehirlerine benzetmek için benimsedikleri tek yol, "kör kazma"yı çalıştırmaktı. Binlerce tarihî eseri -ki bunların arasında Mimar Sinan'ın eserleri bile vardır- yaktılar, yıktılar. 1930'larda, 1940'larda mesela Beyazıt Hamamı'nı, Simkeşhane'yi ve İbrahim Paşa Sarayı'nı yıktırmak -evet yıktırmak- için verilen mücadeleyi anlatsam hayretten küçük dilinizi yutarsınız.

Devletin gücünü de arkalarına alan "kör kazma"cılara karşı çıkan aydınların sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. Bunlar arasında Süheyl Bey'in çok özel bir yeri vardır. Öz sahipleri tarafından acımasızca yok edilen muhteşem bir mirası hiç olmazsa görüntü olarak kurtarabilmek için insanüstü bir gayretle ve asla yılgınlığa kapılmadan çalışan Süheyl Bey, kelimenin asıl mânâsında bir "hezarfen"di. Eskilerin on parmağında on hüner bulunan insanlar için kullandıkları "hezarfen" sıfatı hiç kimseye ona yakıştığı kadar yakışmamıştır. Hekim, tıp tarihçisi, sanat tarihçisi, yazar, etnograf, ressam, nakkaş, müzehhip...

Eski sanatlarımız hâlâ nefes alıp veriyorsa, bunu büyük ölçüde Süheyl Bey'e borçluyuz. Güzel Sanatlar Akademisi, Topkapı Sarayı Nakışhanesi ve daha sonra Cerrahpaşa Tıp Tarihi Enstitüsü'nde yüzlerce talebe yetiştirerek Osmanlı ile Cumhuriyet arasında atılmış köprüleri yeniden inşa etmeyi deneyen Süheyl Bey'in başarısı göz kamaştırıcıdır. Bu başarıda onun uzlaşmacı şahsiyetinin büyük payı bulunduğunu söyleyebilirim. Süheyl Bey, kavgayı değil, uzlaşmayı seçenlerdendi.

Ya yazdıkları? Gülbün Mesara, Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar tarafından hazırlanan açıklamalı A. Süheyl Ünver Bibliyogrası'nda tam 1886 başlığın bulunduğunu söylersem ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

Hayatının hemen her ânını çalışarak değerlendiren, arşivlerde, gazete ve mecmua koleksiyonlarında, kütüphanelerin tozlu raflarında unutulmuş yazmalarda bulduğu, sohbetlerde dinlediği, gezileri sırasında tanıştığı insanlardan edindiği her bilgiyi kayda geçiren Süheyl Bey'in sadece bilge bir sanatkâr ve hoca olarak değil, bir araştırmacı ve arşivci olarak da Türk kültürüne ne kadar büyük hizmetlerde bulunduğunu daha iyi anlamak için Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar'ın biyografik eseri okunmalıdır: A Süheyl Ünver: Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri.

Süheyl Bey'in büyük zevklerinden biri de İstanbul'u gezmekti. Bu gezintileri sırasında notlar tutar, resim ve krokiler çizer, fotoğraf çeker, kartpostal toplar ve bunları tasnif ederek zarif defter ve dosyalar düzenlerdi. Çoğu Süleymaniye Kütüphanesi'nde muhafaza edilen, bir kısmı da kızı Gülbün Mesara'da bulunan bu defterlerden bazıları özenle yayımlandı. Fâtih'in Defteri (1996), Güzelimnâme/İbrahimağa Mahallesi (2006), Konya Defterleri (2006), Bursa Defterleri (2011)... Karacaahmet Mezarlığı'nda yaptığı gezintiler sırasında tuttuğu notlar, resimler, çizimler ve fotoğraflardan oluşan defterleri de, merhumun vefatının 25. yılı dolayısıyla, Karaca Ahmednâme adıyla kısa bir süre önce Üsküdar Belediyesi tarafından kültürümüze kazandırıldı.

Gülbün Mesara, Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Yasin Beyaz tarafından yayına hazırlanan defterde neler yok ki... Suluboya resimler, fotoğraflar, kartpostallar, mezartaşı çizimleri, Karacaahmet'in tarihi ve bu mezarlıkta yatan önemli şahsiyetle ilgili notlar, anekdotlar... Kısacası, kültür tarihçileri ve Karacaahmet hakkında yazmak isteyenler için bir hazine... İstanbul'un göz göre göre yok olan değerlerinin hiç değilse bir kısmını, yangından mal kaçırırcasına kurtarmaya çalışan bir aydının sessiz, ama etkili öfke ve isyanı...

Üsküdar Belediyesi, önceki gün Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde, Karaca Ahmednâme defteri vesilesiyle, Süheyl Bey'i vefatının 25. yılında anmak için bir toplantı düzenledi. "A. Süheyl Ünver'in Gözüyle Üsküdar" ve "Eserleriyle Yaşayan A. Süheyl Ünver" başlıklarını taşıyan iki serginin de açılışının yapıldığı toplantıda Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar, Semih İrteş ve ben, neler mi konuştuk? Yukarıda anlattıklarımı... Vardığımız sonuç şu oldu: Bugün, Süheyl Ünver'lere dün olduğundan daha fazla ihtiyacımız var.

İnanmayanlar "http://istanbul sahipsizdegil.org" sitesine girip bir baksınlar.

Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1190015&title=suheyl-bey

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.