İstanbul Sahipsiz Değil

Ulan İstanbul bu sen misin?

Sample image

Murat Bardakçı / Habertürk  / 16 Eylül 2011, Cuma

Gazetelerde geçen gün bir fotoğraf yayınlandı. Zeytinburnu'nda inşa edilmekte olan iki gökdelen İstanbul'un siluetini değiştirmiş, minareler görünmez olmuştu...

Haberin ardından bu gibi büyük inşaatların şehrin siluetinin muhafazası bakımından doğru olup olmadığı konusunda bir tartışma başladı, sonra belediye bir açıklama yaptı ve tartışma hâlâ devam ediyor.

İstanbul değişik yerlerden ve değişik açılardan farklı, başka türlü görünür. Yanyana iki apartmanın üst katlarından baktığınızda bile karşınıza çıkan manzara diğerine benzemez, evinizdeki ile on metre ötenizdeki komşunuzun manzarası bile başkadır.

Dolayısıyla, Zeytinburnu'ndaki gökdelen inşaatını gösteren fotoğraf İstanbul'un yeni siluetinin yine de "iyi" bir görüntüsüdür, zira aynı bölgeyi başka bir açıdan çektiğiniz zaman, karşınıza çok daha kötü bir manzara çıkar.

Bu sayfada, bundan bir müddet önce sabaha karşı tekne ile yaptığımız bir Marmara turunda mimar Sinan Genim'in biraz daha soldan, Sarayburnu tarafından çektiği fotoğraf yeralıyor. Sultanahmed' in minareleri gökdelenlerin altında kalmış, bir başka gökdelen de Ayasofya'nın tepesine külâh gibi oturmuş!

İYİ VE KÖTÜ ÖRNEKLER

Mesele işte burada, yani İstanbul'un yeni siluetinin iyi mi yoksa kötü mü, daha doğrusu zevkli mi yoksa zevksiz mi olduğunda!

Büyük şehre hâkim olan her rejim ve her devlet, şehrin sınırlarını, binalarını ve hattâ siluetini kendi kullanımı çerçevesinde değiştirir ve bu iş tarih boyunca hep olagelmiştir.

Önce, "iyi"ye bir örnek: Hâlâ 19. yüzyılın ortalarının, üçüncü Napolyon devrinin izlerini taşıyan bugünün Paris'i... Orleans ve Bourbon Hanedanları'nın başkenti 1850'lerden sonra şehir mimarı Baron Haussmann tarafından modern hâle getirildi, şehrin bugün bile değişmeyen planı o zaman çizildi, cumhuriyet Fransa'sı da Haussmann'ın modeline gayet zevkli ilâveler yaptı.

"Kötü" değişime örnek arıyorsanız, bugün 18 milyon kişiyi barındıran Kahire'ye bakın... Kraliyet zamanının zarif binalarla dolu ve her köşesi her sabah sabunlu sularla yıkanan Kahire'si 1952'deki Abdülnasır darbesinden sonra giderek bozuldu ve nihayet bugünkü hâlini aldı.

DEĞİŞİM KAÇILMAZDIR

Aynı değişim, asırlar boyunca İstanbul'da da yaşandı. Bizans, önceki medeniyetlerin üzerine kendi şehrini kurdu, Fatih Sultan Mehmed fetihten sonra kendi Konstantiniyye sini yarattı. Bizde pek bilinmez ama, Fatih'in İstanbul'u ile Kanunî Süleyman'ın İstanbul'u arasında çok fark vardı ve şehir Kanunî zamanında baştan aşağı değişti, "emperyal" bir şekil aldı ve bu İstanbul depremlerden, yangınlardan ve parasızlıktan dolayı eskiye eskiye, yıkıla yıkıla tâââ Cumhuriyet'e kadar devam etti.

İstanbul'da bugün yaşanan değişim yani minarelerin heyulâ gibi gökdelenlerin altında ezilmeye başlaması, siluetin değişmesi yahut mimarîdeki zevksizlik, hemen her memlekette görülen bu değişmez kurala Cumhuriyet'in de uyması ve kendi İstanbul'unu yaratma çabasının ilk neticesidir.

Dolayısıyla "Siluet elden gidiyor, İstanbul bildiğimiz İstanbul olmaktan çıkıyor, çirkinleşiyor" gibisinden feryatlar boşunadır! Şehir tarih boyunca her yerde vârolmuş ve kaçınılmaz bir değişim içerisindedir, yapılması gereken iş ise ağlayıp sızlamak değil, bu değişimin zevkli bir şekilde olmasını sağlamaya çalışmaktır.

Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/670065-ulan-istanbul-bu-sen-misin

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.