İstanbul Sahipsiz Değil

İstanbul için yarın çok geç olabilir!

Konu Istanbul olduğunda, konu İstanbul’un ve ülkemizin tarihi ve medeniyeti olduğunda görüşleri herkes tarafından bilinen derneğimiz ulusal basında son günlerde yer alan ve "İstanbul’un silueti" olarak bilinen mevzuda görüşlerini açıklamak için beklemeyi tercih etmiştir. Her ne kadar bu beklemenin sonucunda tatmin edici bir açıklama elde edememiş olsak da bu kararların altında imzası bulunan kişilerin makul ve mantıklı birer gerekçeleri olacağını umuyorduk. Ancak bu süreçte; İstanbul’un tarihine, siluetine bir hançer gibi saplanan bu ve benzeri yapılara müsaade edilmesinin hiç bir haklı gerekçesi olmadığını üzülerek görmüş bulunuyor ve bu açıklamayı sizlerle paylaşma zorunluluğu hissediyoruz.
 
Günümüz Türkiye’sinde şehirleşme politikaları müteahhit mantığına teslim edildiğinden dolayı estetikten yoksun, medeniyet algısından uzak ve rant hırsına teslim olmuş şehirlerde yaşamak durumunda kalıyoruz. Halbuki bizim medeniyet tasavvurumuzda şehirle insan arasında kopmaz bir bağ vardır. Ceddimiz sahip olduğu inancın gereği olarak komşusunun güneşini engellemeyecek, tabiata ve çevrede bulunan ortak kullanım alanlarına (camii, külliye, hamam gibi..) saygılı binalar inşa ede gelmişti. Bizler ise kimimiz rant peşinde koşan müteahhitler olarak, kimimiz her ne sebep için olursa olsun onlara izin veren idareciler olarak, kimimiz batı uygarlığını model gösterip ona benzemek adına gökdelenlere ses çıkartmayan şehrin elitleri olarak, kimimiz de sırf ev sahibi olmak adına çocukların oyun oynarken gökyüzünü bile göremediği mahalleleri inşa eden şehir sakinleri olarak bu yeni zihniyetin değirmenine su taşıyoruz. Örnek aldığımızı sandığımız gelişmiş ülkeler yeni teknolojilerini ve mimari yapılarını test etmek üzere modellerin de ötesine geçerek test şehirleri kurarken bizler, bize miras ve emanet olan tarihi İstanbul şehrini bir test merkezine, deneme ve yanılma çalışmalarının yapıldığı büyük bir laboratuara çevirmekte herhangi bir beis görmüyoruz.
 
Ama artık bu zihniyetin devam edemeyeceğini kavramamız gerekmiyor mu? “Gücü yükseklerde hissedin”, “360 derece İstanbul” sloganlarıyla insanlara gökdelenlerde oturma fikrini aşılayan yapı firmaları hiç mi dışarıdan kendi yaptıkları ucube yapılara bakmıyorlar? Böyle giderse İstanbul diye bir manzaranın kalmayacağını ve bir gökdelen için olası en güzel manzaranın başka bir gökdelen manzarası olacağını hiç mi düşünemiyorlar? Peki toplum olarak bizler ne zaman TV’lerde gösterilen afet manzaralarını izleyerek ahlayıp vahlanmak yerine gerçekten şapkamızı önümüze koyup düşüneceğiz? Bilgi ve iletişim çağında dünyanın farklı ülke ve şehirlerinden örneklere bakarak bir çok probleme daha oluşmadan çözüm bulabilecekken neden binalarımızı sağlamlaştırmak için vurucu depremlerin olmasını, şantiyelerimizi düzgün işletmek için çocuklarımızın inşaat çukurlarına düşerek hayatlarını kaybetmelerini, otoyollarımızın güvenlik önlemlerini almak için o yolda ölümcül kazaların olmasını beklemekteyiz? Ülkemizin göz bebeği olan İstanbul’umuzun benzersiz siluetini korumaya dönük önlemler alabilmemiz için daha ne kadar çirkinleşmesini bekliyeceğiz acaba?
 
Biz Teknik Elemanlar Derneği İstanbul Şubesi olarak bu bekleyişi çoktan bıraktık.
 
Bize göre ülke ekonomisinde büyük pay sahibi olan finans ve yapı sektörünün bu katkısı onlara pervasızca şehrin istedikleri yerinde ve istedikleri yükseklikte yapı yapma hakkını vermemelidir. Bu hakkı kendinde gören pervasızlara müsaade edenleri uyarmak dün olduğu gibi bugün de yarın da Teknik Elemanlar Derneği olarak bizim en önemli vazifemiz olacaktır.
 
Yıllar önce bizim gibi düşünerek Gökkafes olarak bilinen "ucube" yapıya karşı mücadele vermiş olanlar şimdi halbuki kendi yönetimlerinde İstanbul’da benzeri ucubelerin yapılmasına nasıl müsaade etmekteler anlayamamaktayız.
 
Çözüm için artık ciddi adımlar atılmalıdır. Ruhsatlı yapıların affedilmesi sürekli yeni ruhsatsız yapılar meydana getirmekte ve bu yolla şehir tahrip edilmektedir. Bu nedenle hem tarihi yarımadanın bu görüntüsünü bozmaya devam etmesi sebebiyle hem de yeni yapılar için bir emsal teşkil etmemesi için bu yapının (ruhsatlı bile olsa) asla affedilmemesi ve ivedilikle ortadan kaldırılması İstanbul’a olan sorumluluğumuzun bir gereği olacaktır. Bilinmelidir ki zararın neresinden dönülürse kardır. Bize göre örnek aranmaksızın yıkım kararı alınabilir ama attığı her adım için batıdan bir örnek arayanlar için yurtdışından da bir örnek verelim. Frankfurt belediyesi; şehirdeki tarihi dokuyu korumak adına savaş sonrası hasar görmüş meydanındaki katedralin yanına 26 yıl sonra yapılan Belediye Teknik İşleri Ek Binasının (Technisches Rathaus) yıkımına 40 yıl sonra da olsa karar verdi ve yıkımını gerçekleştirdi. Yıkılma gerekçesi ise yerine, çevresine ve tarihe uymamasıydı. Yerine ise tarihi sokaklar ve tarihi kent meydanı inşa edecekler.
 
Ortada bir hata var ise -ki var- düzeltme yoluna gidilmelidir. “Bu seferlik böyle oldu, bir dahakine düzeltiriz” gibi alaycı ve kaçamak bir yaklaşım tarihimize ve kalan görsel izlerine saygısızlık ve haksızlıktır.
 
Yapılan bu yanlış uygulamanın faturası; müsebbiplerinin hepsine ortak pay edilmelidir. Yapılacak olan düzenlemeler emsal teşkil edeceği için sadece günümüzü düşünmek yerine; ucunun kime dokunacağına bakılmaksızın geriye dönük yaptırımlar görüşülmeli, düşünülmeli ve sonuca gidilmelidir.
 
İstanbul'un sahibi değil, emanetçisiyiz ve bize emanet bırakılan bu tarihi ve medeniyet şehrini gerçek sahiplerine bırakmak üzere korumakla mükellefiz. Bu emanete karşı yapılan her türlü menfi müdaheleyi "emanete ihanetle" eşdeğer görmekte ve karşısında yer almayı bir vazife görmekteyiz. Teknik Elemanlar Derneği’ nin İstanbul Şubesi olarak biz, emanete sahip çıkacağız...
 
Kamuoyuna Saygılarımızla...
 
 01.11.2011
TEKDER İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI

Bu site sivil inisiyatifle kurulmuştur. Herhangi bir tüzel kişiliği yoktur.
Gökdelenler yıkılana kadar yayında kalacaktır.

platforma destek öneri ve irtibat için
ePosta: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.